"Enerji Verimliliği" Konulu Örnek Öyküler

 

 

 
1
2
3
4
5
6
7
 
   
5 kadın 1 erkeği öldürdü!

Enerjini Yitirme!

Yazar: Batuhan ÇALIŞKAN
Sınıf: 7/B
Konu: "Enerji Verimliliği" Konulu Öykü Yazma

 

DİĞER KONULARDAKİ ÖRNEK KOMPOZİSYON VE ŞİİRLER İÇİN TIKLAYINIZ.

ENERJİNİ YİTİRME!

İstanbul’un dar sokaklarının birinde; ocak ayının soğuk bir gecesinde Ahmet Üstündeki montuyla yürüyordu.  Ahmet uzun boylu, yakışıklı ama utangaç bir çocuktu, 12 yaşında ailenin 6. çocuğuydu aile 12 çocuk, anne ve baba ile birlikte toplam 14 kişi yaşıyordu. Ahmet her gece olduğu gibi annesinden izin alıp hep o sokakta yürür ve cafenin orda dışarıda oturan bir adam olur ve hep ona selam verirdi. Ahmet yürüye yürüye hep şelalenin orda bekliyor ve oradan geçen insanlara selam verirdi. O gece tüm gecelerden farklıydı.

            Ahmet saatin kaç olduğunu unuttu ve şelalenin orda hayallere daldı. Şelalenin ucunda donmuş sular Ahmet’i adeta büyülüyordu. Saat geç olmuştu, Ahmet saatin farkı değildi. Sonra elini cebine attı ve babasının ona verdiği saati çıkardı. O saat babasına babasından, babasının babasından kaldığını ve bunun bir aile yadigârı olduğunu anlatmıştı. Saat Ahmet’in geç kaldığını anlatıyordu. Ahmet saati görünce hemen koşarak eve yetişmeye çalıştı. Ama hiç gitmediği bir yola girdi, koşarken nefesi kesildi bir yerde durdu ve beş dakika dinlendi. Ve koşmaya yeniden başladı. Koşarken ayağı bir taşa takıldı ve yere düştü dokunsalar ağlayacaktı. Ama kendini tuttu ve birden dizinin kanadığını anladı gözlerinden yaş gelmeye başladı. Yanında bulunan bir dükkânın kapısı açıldı ve içeriden yaşlı bir amca çıktı;

            -O seste ne? Dedi ve yere baktığında yerde ağlamaya başlayacak bir çocuk gördü. Çocuğu hemen içeri aldı ve:

            -Neyin var küçük yaralandın mı? Dur bakıyım şu yarana.

            -Yok, sağ ol amcacığım ben eve geç kaldım annem merak eder. Deyip duruyordu. Ama adam onu bırakmıyordu:

            -Olmaz yaran iğleşmeden şuradan şuraya bırakmam diyordu. Ama Ahmet gitmek istiyordu. Bu sırada evde annesi evde ki koltukları parçalıyordu. Üzüntüsünden ne yaptığını bilmiyordu. Ahmet ise yarasının iğleşmesini sabırsızlıkla beklerken uyuya kaldı. Artık sabah olmuştu. Evde annesi onu beklemekten uyuyamamıştı. Yarın sabah Ahmet kalktı ve amcadan yardım ettiği için teşekkür etti:

            -Çok sağ ol amca sana ne kadar teşekkür etsem azdır.

            -Önemli değil küçüğüm haydi kendine iyi bak görüşürüz Allah’a emanet ol güle güle, dedi ve içeri girdi yaşlı amca… Ahmet koşarak giderken caddede durdu karşıya geçmeden önce düşündü ve geri döndü. Ahmet o yaşlı amcaya adını sormayı unutmuştu hemen geldi ve dükkanın kapısını çaldı. Amca kapı çalınır çalınmaz hemen açtı ve yine o küçüğü gördü:

            -Amcacığım sizin adınız ne? Dedi Ahmet.

            -Mustafa, peki ya senin adın ne? Dedi Ahmet’e karşı.

            -Ahmet, tanıştığımıza memnun oldum amca iyi günler…

            -Bende küçük sana da iyi günler, dedi ve içeri girdi. Bu sırada Ahmet koşa koşa gidiyordu. Aradan 10  dakika geçti ve Ahmet eve geldi. Annesinin gözüne bir tek uyku bile girmemiş annesinin göz yaşları o uykuları kovalamıştı. Ahmet’in içeri girdiğini gören ev halkı çılgına döndüler ve hemen ona sarıldılar. Annesi hem ağlıyor hem de çocuğuna kavuştuğu için seviniyordu. Aynı gün Ahmet ceza aldı ve evden dışarı çıkamıyordu. Ertesi sabah Ahmet saatini masanın üzerinden aldı ve Mustafa amcanın yanına gitti. Mustafa amca kapının önünde evcil bir kedi yavrusunu seviyordu. Ahmet’i görünce:

            -Nerde kaldın dün bekledim ama gelmedin, deyince Ahmet şaşırdı:

            -Neden beni bekliyordun ki amca? Dedi.

Mustafa amca Ahmet’i kolundan tuttuğu gibi içeri aldı. Ahmet sabırsızlıkla bekliyordu. Amca hemen çevik bir hareketle kapıdan içeri girdi dönerken yanında bir kutu vardı. Ahmet’e bu kutunun içindekinin özel olduğunu anlattı. Ahmet’e bu kutuyu verdi ve dışarı çıktılar ilerde karla kaplı bir dağ vardı amca orayı işaret ederek onu oradaki mağaraya götürmesini istedi. Ahmet de hemen kabul etti tam giderken ona minik bir tay verdi:

            -Bu tay diğerlerine benzemez buna bin seni oraya götürür, dedi ve içeri girdi. Ahmet hemen tayın sırtına bindi tay birden şahlandı ama sonra yola koyuldular.1-2 saat sonra Ahmet o dağdaki mağaraya geldi ve taydan indi. Artık ulaşmıştı ve mağaranın kapısına vardı sonra içeri bir ateş attı ama ateş düz değil aşağı düştü. Ahmet ateşin izlediği yolu izledi ve oda aşağı indi,indi indi yüz bilemedin yüzeli metre aşağı indi en sonunda mağaranın en altına vardı. Mağaranın dibi yeşilliklerle doluydu ilerde bir çıkıntı vardı. Ahmet ilerledi ve o kutuyu o yere koydu daha sonra bekledi ama hiç bir şey olmadı daha sonra kutunun içini açtı ve içinden pembe bir mücevher çıktı daha sonra mücevheri çıkıntını üstüne koyduğunda ince bir ışık yukarı doğru çıkmaya başladı, Ahmet korku ve şaşkınlıkla olayı izliyor ne yapacağını bilemiyordu. Daha sonra mücevherden bir adam çıktı ve Ahmet’e:

            -Sana çok teşekkür ederim evlat! Sen beni buraya yerleştirerek büyük bir enerji kaynağını çalıştırdın. Dedi ve gözden kayboldu. Ahmet şaşırmıştı, hemen mağaranın ağzına çıktı ve taya atlayıp yaşlı amcanın yanına döndü. O sırada amca mutluluk içinde onu bekliyordu Ahmet ona doğru yaklaştı ağzında parlayan pembe bir şey vardı daha sonra hemen soru sormaya başladı:

            -Amca o mücevherde neydi?

            -O mücevher dünya kaynağının bir kısmını depolayıp yarında kullanmamızı sağlıyor küçüğüm

Kısmen bir “Enerji Deposu” diye biliriz evlat dedi bu sırada ağzındaki pembe şey büyüyerek tüm organlarına yayıldı daha sonra Mustafa amca Ahmet’in kucağına düştü. Ahmet ona sesleniyor ama o duymuyordu. Mustafa amca bu güzel olaydan sonra artık ölmüştü.

            Aradan 2 yıl geçmişti Ahmet hala olayın şokundaydı o olaydan sonra Pazar günü Ahmet Mustafa amcanın ona ne demek istediğini anlamıştı. Mustafa amca tüm dünyaya enerjiyi verimli kullanmamız gerektiğini vurgulamaya çalışmış ve bunun eseri olarak Ahmet’i göstermiştir…